Laboratuvarlar
Adana ili ve çevresinde yapılan yoğun tarımsal faaliyet beraberinde pek çok tarımsal problemleri de getirmektedir. Bölgemizde ılıman bir iklimin hüküm sürmesi ve yoğun nem, bitki hastalıklarının oluşumunu teşvik etmekte, bu da tarımda ürün kayıplarına neden olmaktadır. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Bakteriyoloji laboratuvarında Adana ili ve çevre illerden gelen hasta kültür bitkileri ve süs bitkileri önce simptomolojik olarak incelenmekte, daha sonra yapılan izolasyon ve tanı testleri ile hastalık etmeni belirlenmektedir.
Bakteriyoloji laboratuvarında hastalık etmenin hızlı ve kesin teşhisinin yapılabilmesi için klasik tanı yöntemleri yanında moleküler ve serolojik yöntemler de kullanılmaktadır. Patojen belirlendikten sonra üreticilere hastalık etmeni ile ilgili bilgiler verilerek mücadele yöntemleri anlatılmakta ve üreticinin zararının minimuma indirilmesi için çaba gösterilmektedir.
Ayrıca Adana ili ve çevre illere yapılan arazi çıkışlarında üretim alanlarına gidilerek üreticilerle görüşülmekte ve problem olan bakteriyel etmenler saptanarak üreticilere mücadele yöntemleri hakkında bilgi verilmektedir. Gerek Çukurova Üniversitesi’nde, gerekse Adana ili veya farklı illerdeki çeşitli etkinliklerde bakteriyel bitki hastalıkları ve mücadelesi ile ilgili seminerler verilerek üreticilerin bilgilendirilmesi sağlanmaktadır.
Bakteriyoloji laboratuvarında yapılan çalışmalarda domateslerde Erwinia türleri tarafından oluşturulan gövde çürüklüğü hastalığı, Anthurium’larda Xanthomonas axonopodis pv. dieffenbachiae tarafından oluşturulan bakteriyel yanıklık hastalığı, kavunda Pseudomonas viridiflava tarafından oluşturulan gövde çürüklüğü hastalığı, kayısı ağaçlarında Agrobacterium tumefaciens tarafından oluşturulan kök boğazı uru, Dieffenbachia amoena’da Erwinia carotovora subsp. carotovora tarafından oluşturulan gövde çürüklüğü hastalığı, portakal ve mandarinlerde Pseudomonas syringae pv. syringae tarafından oluşturulan turunçgil dal yanıklığı hastalığı bölgemiz için ilk kez belirlenmiştir. Bu etmenlerin epidemiyolojisi ve mücadelesi üzerine yapılan çalışmalardan ulusal ve uluslararası pek çok alanda yayınlar yapılmıştır. Bu konulardaki çalışmalar devam etmektedir.
Günümüzün en güncel araştırma konuları arasında yer alan ve dünyada en fazla yatırımın yapıldığı biyoteknoloji konusunda ilk araştırmalar üniversitemiz Ziraat Fakültesi, Bitki Koruma Bölümü, Biyoteknoloji Laboratuvarı’nda başlatılmıştır. Seksenli yıllarda kurulan bu laboratuvarda temel ve kısa sürede sonuç veren uygulamaya yönelik araştırmalar yapılmaya başlanmıştır.
Bölgede hızla yaygınlaşan çilek yetiştiriciliğinde in vitro bitki doku kültürü teknikleri kullanılarak hastalık ve zararlılardan arındırılmış sağlıklı çilek fidesi üretimi gerçekleştirilmiştir.
Yine bölgemizin önemli tarımsal ürünlerinden olan turunçgillerin önemli sorunlarından olan hastalık ve zararlılardan arındırılmış turunçgil fidan temininde turunçgil üreticilerinin karşılaştıkları sorunlara bölümümüz öğretim üyeleri tarafından çözüm bulunmuştur. Bunun sonucunda bugün üniversitemiz kampüs alanı içerisinde hastalık ve zararlılardan, özellikle de virüslerden arındırılmış turunçgil fidanı üreten bir merkez oluşturulabilmiştir.
Çukurova Üniversitesi Herboloji Laboratuvarı 1985 yılında, Bitki Koruma Bölümü Fitopatoloji Ana Bilim Dalı’nda kurulmuştur. Tek öğretim üyesi ile öğretim ve araştırmalara başlayan laboratuvarda şu anda 2 öğretim üyesi ve 2 öğretim elemanı görev yapmaktadır.
Şu ana kadar 2’si Alman uyruklu olmak üzere toplam 12 doktora ve yine 2’si Alman uyruklu olmak üzere 15 yüksek lisans çalışması bu laboratuv arda tamamlanmıştır. Bu öğrencilerden 6 tanesi yeni kurulan üniversitelerde ilk kez Herboloji laboratuvarlarını oluştururken, diğerleri de değişik devlet tarım kuruluşlarında, özel sektörde ve kişisel iş alanlarında görev yapmaktadırlar.
Çukurova ve Harran Ovaları’nın ilk yabancı ot surveyi 80’li yılların başında bölümümüz Herboloji laboratuvarında başlatılmıştır. Agroekoloji ve uygulamalı organik tarımla ilgili çalışmalar Çukurova’da ilk defa 1985 yılında başlatılmıştır. GAP projeleri kapsamında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin yabancı otları ve herbolojik problemleri araştırılmıştır.
Türkiye florası için yeni kayıt olarak 6 yabancı ot türü ilk kez laboratuvarımızca tanımlanmıştır. Türkiye’de allelopati çalışmaları ilk kez laboratuvarımızca yoğun olarak yapılmış ve 1989 yılında dünyada ilk kez bir kültür bitkisi (Raphanus sativus, Antep turpu) herbisit etkili, allelopatik bitki olarak belirlenmiştir. Böylece pamuk öncesi ekimi sağlanarak geliç (Sorghum halepense) kontrolünde çevre dostu bir yöntem olarak uygulanmıştır.
Türkiye buğday ve pamuk ekim alanlarında yabancı otların, herbisitler için “Ekonomik Zarar Eşiği” kavramı ilk kez ortaya konmuş ve çeşitli yabancı ot türlerinin herbisitlere göre ekonomik zarar eşikleri belirlenerek, gereksiz herbisit kullanımını sınırlamak ve çevreyi kirletmeme adına üreticiye ulaştırılmaya çalışılmıştır.
Türkiye’de ilk kez yabancı otların herbisitlere karşı dayanıklılık kavramı burada çalışılmış ve bölgemizde dayanıklı olarak 2 tür belirlenmiştir. Türkiye’de ilk kez yabancı ot-hastalık ilişkisi laboratuvarımızda çalışılmış ve dünyada ilk kez geliç, palamutlaşma hastalığı taşıyıcısı olarak belirlenmiştir.
Türkiye’de ilk Herboloji Kongresi 1993 yılında Adana’da düzenlenmiştir. Türkiye’de ilk Uluslararası Herboloji Sempozyumu (7th European Weed Research Society Mediterranean Symposium) 2003 yılında Adana’da düzenlenmiştir. Türkiye Herboloji Derneği resmi yayını “Türkiye Herboloji Dergisi” yayın kurulu Adana’da oluşmuş ve dergi üniversitemizde basılarak yayınlanmaktadır.
Mikoloji laboratuvarı kuruluşunu takiben, o yıllarda bölgede henüz etiyolojisi bilinmeyen kırmızı biber üretiminde önemli bir sorun olan kurumaların nedenleri ve bununla mücadele yöntemlerini TÜBİTAK destekli bir proje ile çalışarak çiftçilere bu konuda önerilerde bulunmuştur. Özellikle bu çalışmaların ışığı altında toprak kökenli bitki hastalıklarına karşı sırta dikim önerisi çiftçilerce kabul görerek turunçgil üretiminde bile bu yaklaşım uygulanır olmuştur.
Müteakip yıllarda Bitki Hastalık Klinikleri adı altında haftalık arazi çıkışları ile tarım alanları dolaşılarak hem çiftçi sorunlarına çözüm önerileri getirilmeye hem de bitki hastalık sorunlarının yerinde incelenmesi suretiyle lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri eğitilmeye çalışılmıştır. Bu yaklaşım şimdilerde bölüm bazında yüksek lisans dersi şeklinde yürütülmektedir.
Yerfıstığı ve mısır gibi ürünlerde gelişen fungusların patolojik ve mikotoksin sorunları ile ilgili çalışmalar yapılarak yörede küflü gıda ve yem ürünlerinin içerme olasılıkları bulunan mikotoksinler nedeniyle insan ve hayvan beslenmesinde sakıncalar yaratabilecekleri yayınlar ve konferanslarla birçok kez halkın dikkatine sunulmuştur.
Bitkisel üretimde toprak kökenli patojenlerin neden oldukları kök çürüklükleri mücadelesi oldukça güç ve masraflı olan hastalıklardır. Bu nedenle bitki kök hastalıkları ile mücadelede daha ucuz olması bakımından toprak solarizasyonu, toprak fumigasyonuna karşı alternatif bir yöntemdir. Bilhassa örtü altı üretimde solarizasyon oldukça ekonomik olmaktadır. Bölge çiftçilerinin bugün uygulamakta oldukları solarizasyon ile toprak pastörizasyonuna laboratuvarımız öncü olmuştur.
Özellikle çevre bilincinin artışı ile toprak kökenli patojenler tarafından neden olunan bitki kök hastalıklarının mücadelesinde entegre mücadele ve biyolojik mücadele önem kazanmıştır. Fakültemizin yürüttüğü Devlet Planlama projelerinde görev alınarak GAP Bölgesi ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Bölgede tohum kökenli patojenler nedeniyle tohum sağlığı konusu çeşitli yayın ve kongrelerde işlenmiş; böylece yöre çiftçilerinin sağlıklı üretim materyali konusunda dikkatleri çekilmiştir.
Bitki hastalıkları içinde en büyük ürün kayıplarına yol açabilen hastalıklar hasat sonu hastalıklardır. Özellikle bu konuda bölgedeki yaş meyve ve sebze ihracatçıları ile paketleme evleri için öncülük yapılmıştır. Bölgede özellikle buğday hastalıkları ile mücadelede spekülatif yaklaşımların etkisiyle zamansız ve herhangi bir kriter esas alınmaksızın hava uygulamaları sürdürülmüştür. Çeşitli vesilelerle halk bu konuda aydınlatılarak buğdayda yeşil aksam hastalıklarının zamanlı olarak ve bir sayımı esas alarak, ayrıca hastalık için müsait hava koşullarının beklendiği dönemlerde yer aletleri ile yapıldığında etkin olacağı anlatılmıştır. Bu konuda bir TÜBİTAK projesi ile buğdaydaki pas ve septorya hastalıkları ile mücadelede bir ön tahmin sistemi geliştirilmeye çalışılmıştır.
Tüm bu faaliyetlere ilaveten Mikoloji Laboratuvarımıza çiftçilerce getirilen hastalıklı ürün bitkileri üzerinde laboratuvar çalışmaları yapılarak, tüm tarımsal ürünler açısından fungal hastalıkların tanısı ve alınacak önlemler konusunda çiftçilere yardımcı olunmaya çalışılmaktadır. Hatta zaman zaman çiftçi tarlalarına gidilerek sorunlar yerinde incelenmekte ve gerekli bilgiler verilmektedir.
1980’li yıllarda turunçgil tarımının yoğunlaşmasıyla başlayan ve bölgemiz turunçgil sorunlarının çözümü için kurulmuş olan laboratuvarımızın yapmış olduğu çalışmaları kısaca özetleyecek olursak; bölgenin turunçgil viral hastalıklar açısından surveyi tamamlanmış ve turunçgillerde 16 adet virüs ve virüs benzeri hastalık etmeninin varlığı ortaya konmuştur. Biyolojik indeksleme yöntemiyle bu patojenlerin saptanması dışında serolojik olarak tanısı gerçekleştirilmeye başlanmıştır.
Önemli bir turunçgil mikoplazma hastalığı olan stubborn (Spiroplasma citri)’nun böl gedeki yaygınlığı, bu etmenin serolojik ve kültüre alma yöntemleriyle laboratuvar tanısı rutin olarak gerçekleştirilir duruma gelmiştir. Stubborn hastalığının vektör böcek ilişkileri ortaya konmuş ve Cicadellidae familyasına bağlı bu vektörlerinin bölgemizde çok yaygın olduğu ve epidemilere neden olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bu etmenin yabancı otlarla olan ilişkileri ortaya konularak çok sayıda yabancı otun etmene konukçuluk yaptığı belirlenmiştir.
Termoterapi ve sürgün ucu aşılama teknikleri kullanılarak turunçgil viral patojenlerden arındırma çalışmaları başlatılmış; 100’e yakın turunçgil çeşidi bu yöntemlerle temiz üretim materyali olarak bölge üreticisinin hizmetine sunulmuştur. Böylece Türkiye’de hastalıklara karşı testlenmiş turunçgil fidanı üretimi laboratuvarımız tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu testlenmiş fidanlar rutin olarak büyük miktarlarda çoğaltılarak bölge üreticisinin kullanımına sunulmuştur. Ayrıca yurtdışından getirilen önemli ticari turunçgil çeşitleri testlenerek bölgenin turunçgil yapısı zenginleştirilmiş, böylece farklı dönemlerde turunçgil çeşitlerinin pazara sunulması ve ihracat gelirlerinin artışı sağlanmıştır.
Sağlıklı fidanlarla dikim yapılan bahçeler surveylenmiş ve vektörlerle olan taşınma oranları araştırılmıştır. Exocortis ve cachexia gibi turunçgil viroid hastalıklarının moleküler düzeyde tanıları rutin olarak laboratuvarda yapılabilir duruma gelmiş, ayrıca bu viroidlerin nükleotid dizilimleri ortaya konmuştur.
Bölgemizde yeni bir viral hastalık olan ve sadece bölgemizde değil tüm dünya için yeni olan Citrus chlorotic dwarf (Turunçgil klorotik cüceleşme) hastalığı saptanmış ve bu hastalığın dünyada ilk kez turunçgillerde beyazsinek (Parabemisia myricae) ile taşınan bir hastalık olduğu ortaya konmuştur.
Turunçgil tarımını yok edici bir virüs olan tristeza virüsünün dsRNA analizi ile saptanması gerçekleştirilmiş ve ülkemizdeki tristeza virüsü ırkları belirlenmiştir. Yine ülkemiz için yeni bir turunçgil hastalığı olan yellow vein clearing hastalığının Pakistan’dan sonra ülkemizde varlığı belirlenmiş; üniversite arazilerinin bu hastalıkla bulaşık olduğu ortaya konmuştur.
Çukurova Bölgesi’nde ekolojik ve ekonomik koşulların uygun olması nedeniyle birçok kültür bitkisinin yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bu kültür bitkilerine zarar veren çok sayıda zararlı ve hastalık etmeni bulunmaktadır. Bunlar içerisinde virüs ve virüs benzeri hastalık etmenleri, kimyasal mücadele imkânlarının olmaması nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir. Bu hastalık etmenlerinin saptanması, tanılarının yapılması, taşınma yollarının ve ana ve ara konukçu bitkilerinin belirlenmesi ve gerekli kültürel önlemlerin alınarak bu etmenlerin daha geniş alanlara yayılmalarının engellenmesi mücadelenin esasını oluşturmaktadır.
Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Viroloji Laboratuvarı’nda, kuruluşundan günümüze kadar, bölgemizde yetiştirilen ve ekonomik olarak önemli çok sayıda otsu ve odunsu kültür bitkisi (turunçgiller, sert ve yumuşak çekirdekli meyveler, kabakgiller, bağ, domates, biber, fasulye, enginar, soya fasulyesi, bakla, buğday, mısır, patates ve pamuk gibi) üzerinde zararlı virüs ve virüs benzeri hastalık etmeni ile ilgili çalışmalar yapılmıştır. Çalışmalar öncelikle tespit ve teşhis çalışmaları olup özellikle Çukurova Bölgesi’nin virüs hastalıkları bilançosu çıkarılmış ve çıkarılmaya devam etmektedir. Bu çalışmalar sonucunda bölgemiz ve ülkemiz için mevcut virüsler ve bunun yanında yeni virüsler saptanmış ve bunların karakterizasyonu yapılarak pratikte de kullanılabilecek mücadele yöntemleri ortaya konulmuştur.
Domates sarı yaprak kıvırcıklık virüsü ilk defa laboratuvarımızda yapılan çalışmalarda saptanmış ve tanısı yapılarak korunma yolları pratiğe aktarılmıştır. Buna göre, virüsün vektörü olan beyazsineklerin sera içine girişinin engellenmesi amacıyla seralarda pencere veya açık kısımların tül ile kapatılması gerektiği konusunda çiftçi bilinçlendirilmiştir. Bugün domates üretiminin yapıldığı alanlarda bu uygulama kaçınılmaz olarak yerine getirilmektedir.
Kabakgillerde zararlı kabak sarı mozayik virüsü (Zucchini Yellow Mosaic Virus, ZYMV) yine laboratuvarımız tarafından yapılan çalışmalarda saptanmış ve bu virüse karşı çapraz korunma yöntemi (Cross Protection) ile mücadele imkânları araştırılmıştır. Bu virüsün farklı izolatları kullanılarak yapılan çalışmalarda elde edilen başarılı sonuçlar çiftçiye aktarılmış ve bugün için geliştirilen ticari preparatlar bu konuda uygulanmaya başlamıştır. Ayrıca bu virüs yaprak bitleri ile taşındığı için kabakgillerde çok etkili bir yaprak biti mücadelesinin gerektiği sonucu ortaya konulmuş ve bu bilgi de çiftçiler tarafından kullanılır olmuştur.
Muz bitkisinde yapılan çalışmalarda, muzlarda öz çürüklüğüne neden olan etmenin viral kaynaklı olduğu ve bu etmenin muzdan muza taşınmadığı, muzdan sebzelere daha sonra sebzelerden muza geçtiği ortaya konulmuştur. Genelde muz ekim alanlarında sıra aralarında sebze üretimi yapılmakta ve hastalık daha da yayılmaktaydı. Elde edilen bulgular doğrultusunda muz yetiştiriciliği yapan kişilere sıra aralarında sebze üretimi yapmaması gerektiği açıklanmış ve bu tip yetiştiricilikten vazgeçilerek problemin aşılması mümkün olmuştur.
Arjantin, Brezilya ve İsrail gibi turunçgil yetiştiriciliği yapılan ülkelerde bugüne kadar 100 milyondan fazla turunç anacı üzerinde yetiştirilen (limon hariç) turunçgillerin ölümüne neden olarak büyük ekonomik kayıplara yol açan Turunçgil tristeza virüsü ile ilgili çalışmalar yürütülmüştür. Ülkemizde turunçgil yetiştiriciliği bu hastalığa duyarlı turunç anacı üzerinde yapılmaktadır. İnokulum kaynağı olabilecek ağaçlar çalışmalarımızda belirlenmiştir. Anacın duyarlı ve inokulumun var olması nedeniyle hastalık ülkemiz turunçgilleri için potansiyel bir tehlike durumundadır. Bu virüsün tanısı amacıyla yapılan ELISA testi ilk defa laboratuvarımızda kullanılmış ve rutin hale gelmiştir.
PCR (Polymerase Chain Reaction) son yıllarda en fazla tercih edilen moleküler tanı yöntemlerinden bir tanesidir. Bu yöntemde gelen örneklerden elde edilen total nükleik asitler kullanılmakta ve virüsün nükleik asidi üzerinde spesifik bölgeler çoğaltılmaktadır. Kısa sürede ve kesin sonuçlar elde edilen bu yöntem de proje destekli bilimsel çalışmalar yanında çiftçi örneklerinin testlenmesi için kullanılmaktadır.
GAP bölgesindeki kültür bitkiler inde mevcut virüs ve virüs benzeri hastalıklar ile ilgili çalışmalar tarafımızdan yürütülerek GAP bölgesinde bitki koruma politikalarına ışık tutacak veriler elde edilmiş ve raporlar ilgili yerlere ulaştırılmıştır. Yine Viroloji laboratuvarında yürütülen çalışmalar ile ülkemizin ve dünyanın en önemli kuru kayısı yetiştiren bölgesi Malatya ve civarında “akçil” hastalığı olarak isimlendirilen yeni bir zararın nedeni ortaya konmuş; Malatya–Elazığ illeri kayısı alanlarında bitki koruma, özelde de virüs hastalıkları incelenmiş ve bölgede mevcut hastalıklar belirlenmiştir.